|
Almanyada neler oluyor?
Dış
hatlarda kapıya doğru yürürken belinde tabancasıyla bir polisin gayet
net duyulur bir perdeden Seni seviyorum nının, seni seviyorum nının
diye şarkı nakaratı mırıldanarak yanımdan geçmesini ilgiyle izledim. Resmî
giysileri içinde bir erkek polisin bu sevimli özgürlüğünü Türkiyeyi
terk ederken seyretmek özlemlerinin çiçek açmasına neden oldu.
Almanyada havaalanına indiğimde ise asık suratlı polisler, haksız
saatlerce bekletilen İstanbul yolcuları ve valiz aramaları aklıma
gelince canım sıkıldı. Fakat bugün şanslı günümdeydim, valiz arama
değişmemiş olsa da ilk kez bir Alman polisinin valizi kaldırmasına
yardım edeyim mi? teklifiyle karşılaştım. Politikacıların oy toplama
kaygısıyla insanları birbirine düşürme merakının tırmandığı Almanya
akıllara seza vatandaşlık testinden vazgeçti. Almanyada yaşayan
vatandaşlarımız yıllarca Alman vatandaşı olmuyorlar, Türk
pasaportlarından vazgeçmiyorlar diye aşağılandılar.
Türkler heyecanla Alman vatandaşı olmaya başlayınca, siyasette
kendine yer aradıkça birden Almanların tavrı değişti. Yabancıların bu
ilgisini tehlikeli buldular. Hessen ve Baden Württemberg eyaletlerinin
uygulamaya koyduğu test dönemi resmen bitti. Onun yerine vatandaşlık
kursu geldi. Eyalet içişleri bakanlarının uzlaşmasıyla vatandaşlığa
geçiş şartları daha da zorlaştırıldı. Vatandaşlığa geçmek isteyenler
Volga Almanlarının tabi tutulmadığı dil testine girecekler. Anayasaya
aykırı olarak vatandaşları arasında devamlı ayrımcılık uygulamaları
yapan Almanya kan bağı ile vatandaşlığı fiilen kaldırmış olsa da
gönlünde yatan aslanın bu yüzlerce yıllık Alman ideali olduğu çok açık.
1970te gelen bir işçi anlatmıştı: Bizi yatacak yer diye getirdikleri
odada yan yana dizilmiş kuru samandan yataklar vardı. Hiçbirimiz dil
bilmiyorduk. Ben can havliyle şunu anlatmaya çalıştım: Bizde hayvanlar
böyle yerlerde yatırılır. Biz evimizde böyle yaşamıyoruz. Almanlar
göçmen işçileri alırken kendi işverenlerini hiçbir teste tabi
tutmamışlardı. Gelenlerin insan ve bir kültüre sahip olduğunu hiç
anlamak istememişti. 45 yıl sonra çağırdığını ve ekonomisini ayağa kaldıranlara
yabancılar demekte ısrar ediyor. Bu konuda azmış olan ırkçılığı
görememezlikten geliyor. Gerçeği görenler de var elbette. Hamm Belediye
Başkanı Thomas Hunsteger-Petermann göçmenlere daha fazla sosyal hak
tanınması gerektiğine işaret etti. Göçmenlerin haklarının kısıtlanması,
izole edilmelerinin büyük sorunlar getireceğini söyledi: Uyum tek
taraflı olmaz. Biz politikacılara düşen görev ülkemizde yaşayan
göçmenlerin önündeki engelleri kaldırmaktadır.
2005 yılında 323.000 Türk işyerinin yıllık cirosu 29 milyar
Euro. Göçmenler girişimci, Almanlar değil. Aslında yabancılar uyum
sağlamış durumda, Alman politikacıların uyum sağlaması için bir kurs
açılsa daha olumlu sonuçlar alınabilir. Almanca konuşmak marifet değil,
olumlu düşünce ve eylemi yaparken Almanca konuşabilmek geleceğin
yollarını açıcı.
Wuppertal kentindeki Sosyal Daire Müdürü Dr. Stefan Kügn de
Türklerin en ufak bir yardımdan bile mutlu olduğunu söyledikten sonra
eklemiş: Bu insanların Almanca bilmemesi sadece onların suçu mu?
Poltikacıların suçlu olduğunu kabul etmek lazım. Almanlar uyum
politikasından yana siyaset yaparlarsa uyum sağlamış çoğunluktan
yararlanabilirler. Etnik kökenli çocukların başarısız olduğu yargısını
geliştiren haberlere inat Stuttgartta Ostheim ve Schiller okullarında
Türk öğrencileri çok başarılı. Okul yöneticileri önyargı olmazsa neler
başarılacağını 3 yıldır sadece görev yapan Gudrun Grethden
dinliyorsunuz: İşe 18 anaokulunun 3 yaşındaki öğrencileriyle başladık.
Başarısız çocukların ailelerini eğittik. Almanca bilmeyenlere kurs
açtık. Anaokulunda çocukların seviyesini yükselttik. Başarısız
öğrenciye üniversiteden bir öğrenci tahsis ettik. Anadilini iyi
konuşan çocuklar daha başarılı oluyor. diyen Greth, bence Türk devleti
tarafından ödüllendirilmeli. Biz de Almanyada ailelerin eğitilmesi
gerektiğini, kadınların sosyalleşmesi için acil programlara ihtiyaç
olduğunu kabul etmeliyiz.
|